Aşırı demokrasinin bir takım özellikleri veya seçme ve seçilme yasalarının kötü ve siyasal çıkarlara göre düzenlenmesi, bir tiranın ortaya çıkıp kendi durumunu sağlamlaştırmasına neden olur. Tiran da halk da dalkavuğa büyük değer verir. Tiran, insanların az eğitim almışlarından ve yoksullarda hoşlanır, önünde yerlere kapananları sever. Bağımsız ve özgür ruhlu bir kimse ise böyle şeyler yapmaya yanaşamaz. Değerli kişiler dostluk ederler, dalkavukluk değil..
Tipik
bir tiran, ( siyasi gücü elinde tutan zorba ) ciddi ve özgürlüğe
eğilimli insanlardan hoşlanmaz. Kendisini tek güç sayar; birisi kalkıp
kendi düşüncelerini özgürce söylemeye hakkı olduğunu iddia ederse,
tirana üstünlüğünden ve mutlak efendi olmasından bir şeyler eksiliyormuş
gibi gelir. Dolayısıyla, düşünce sahibi olanlardan tiranın hoşlanmayışı
korkuya dayanmaktadır. Bu gibi kimseler onun konumunun potansiyel
yıkıcılarıdır. Tiran, ayrıca yabancılarla iş birliği yapmaya, onları
yanına almaya meraklıdır. Çünkü karşısında olan yurttaşları gizli
düşmandır, ötekilerin ise, ona etkin bir karşıtlıkları yoktur..
Tiranın
ülkesinde yurttaşlarına karşı izlediği politika amaçlara göre, üç
başlık altında toplanabilir: Bağımsız kafaları olmamasını, birbirlerine
güvenmemelerini ve herhangi bir şeyi gerçekleştirecek güçleri
bulunmamasını ister. Bu üç noktadan birincisinin anlamı besbellidir;
cılız kafalar bir direniş tasarlayamazlar. İkincisi, insanlar belli
düzeyde bir bilince sahip olmadan tiranlığı yıktığı hiç görülmemiştir.
Dolayısıyla Tiranlar, liyakatli insanlara, kendileri için tehlikeli
gördüklerine her zaman düşmanlık güderler. Üçüncü başlık altında
toplananlarda açıktır; hiç kimse gücünün yetemeyeceği bir şeye
kalkışmaz. Sonuç olarak Tiran: Halkın güveni, gücü, kafası olmamasını
ister. Her şeye rağmen tiranlıklar pek ender uzun ömürlü olurlar..
Demokrasinin
olmazsa olmazları: Mutluluk, güvenlik arama ve sahip olma hakkı; tüm
güç halkındır ve halktan gelir; halkın, ulusun, kamuoyunun ortak yararı
esastır; hiçbir kişi ve kişiler topluluğuna özel veya ayrı kazanç ya da
imtiyaz verilmez; yasama, yürütme ve yargı gücü kesinlikle birbirinden
ayrı çalışmalıdır; meclislerde halkın temsilcisi olarak hizmet verecek
üyelerin seçimi serbest olmalıdır; özgürlüğün kalesi olan basın
faaliyetleri hiçbir koşul altında sınırlandırılmaz; herkes vicdanının
buyruklarına göre dinini özgürce yaşam hakkına sahiptir; doğal ve daimi
hakları korumak için baskıya karşı direnme hakkı vardır; özgürlüğü,
başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmeyi kapsar; yaşamın
yasaklamadığı hiç bir şey engellenemez; her yurttaş serbestçe
konuşabilir, yazabilir ve fikirlerini yayınlayabilir; vergi tüm
yurttaşlar arasında imkanları oranında eşit olarak dağıtılır; toplumun
tüm kamu görevleriyle ilgili olarak hesap sorma hakkı vardır...
‘‘
Kendi kendini yönetme ’’ veya ‘‘ Halkın iktidarı ’’ ifadeler, sorunun
gerçek yüzünü ifade etmediği bu defa uygulamalarla ortaya çıktı. ‘‘
Kendi kendine yönetme ’’, her bireyin kendisi tarafından yönetilmesini
değil, aksine, diğer kimseler tarafından yönetilmesini ifade etmektedir.
Halkın iradesi, pratik hayatta halkın sayıca en fazla olan kısmının
idaresi anlamına gelmektedir. Yönetime getirilen bu kez halkın diğer
bölümü üzerine baskı kurmasını önlemek, istismarın önünü kesmek içinde
sınırlar getirmesiyle yüz yüze gelinmiştir. Sonuçta ortaya, ‘‘
çoğunluğun diktatörlüğü’’ korkusu çıkmış; daha da ötesinde, toplumun
bizzat kendisi de tek tek baskı uygulamasına teşebbüs etmiştir.
Siyasal
zorbalıkların çoğundan daha korkunç bir toplumsal zorbalık, yaşamın
ayrıntılarına çok daha derin biçimde nüfuz ederek, bizzat bireysel ruhun
kendisini esaret altına alır ve böylece bireye daha az kurtuluş yolu
bırakır. Bu nedenle, iktidarın zorbalığına karşı koruma yeterli değil,
aynı zamanda toplumda baskın olan, duygu ve düşüncenin diktasına karşı
da korunma gereklidir. Genel düşünce bireyin bağımsız ve özgür, zihin ve
ruh varlığını köstekleyecek ölçülere bağlı olmamalıdır. Bireysel
özgürlük ile toplumsal denetim arasındaki ayarlamanın nasıl yapıldığı da
her şeye rağmen hale olması gerektiği gibi çözümlenememiştir..
Hükümetin
şekli ne olursa olsun, özgürlüklere bütünü itibariyle saygı
gösterilmeyen hiçbir toplum özgür değildir. Bu özgürlüklerin kayıtsız
şartsız var olmadığı hiçbir toplum özgür olamaz. Her birey gerek
bedensel, gerek zihinsel ve ruhsal bakımdan kendi sağlığının yegâne
bekçisidir..
Haksızlıkların önünde eğilenler, haklarıyla beraber onurlarını da kaybederler…
Osman PAMUKOĞLU
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı
Kaynak: http://www.hakveesitlik.org.tr/haberler/genel-baskanimizdan/tutarsizlik-laf-ebeligi-ve-sarlatanlik-altinda-kalan-halk-h250.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder