Milletler, tüm medeniyetler ve büyük
faaliyetler, kendi liderleriyle ve kurumlarına öncülük eden eylem
adamlarıyla birlikte ya gelişir büyürler, ya da hastalanıp
ölürler..Gerçek lider kaptan gibi; havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları,
rüzgarları, seyrettiği suyun taban tabiatını bilen ve gemiyi bunlarla
yürüten adamdır. Kaptan nasıl sadece bir gemici değilse, lider de bir
idareci değildir. Lider çıkıncaya kadar gemi içindekilerle beraber,
alabora olma tehlikesinin eşiğinde ilerlemeye uğraşır..
Her şeyin barış ve
sükûnet içinde olduğu, toplumsal dengelerin yerli yerinde ve uyum içinde
bulunduğu dönemlerde liderin varlığı veya yokluğu fark edilmez.
Toplumsal huzur ve dengeler bozulduğunda, küçük dereler ırmağa dönüşmeye
başladığında herkesin gözü lider aramaya başlar..
İnsanların büyük
kısmı, sadece bulundukları şartların parçasıdır, toplum içinde klasik
halde yaşamlarını sürdürürler. İçinde doğup büyüdüğü sistem gibi düşünür
ve davranmaya başlar. Sistem lider yetiştiremez, çünkü liderler sisteme
karşı çıkan ve sistemleri değiştiren kişilerdir. Sistem içinde kalarak
ancak yönetici ve idareci olunur. Sistem hata yapılmamasını bekler,
sistem riski sevmez. Yönetici; sistemin adamı, onun kopyasıdır,
yenilikçi değildir. Kurumu sever, elindekini korur. Ufukları dardır,
taklitçidir, sadece yönetir, işleri doğru yapar, statükocudur..
Bireyler, insanlar,
halk, toplum, en uç, en tehlikeli ve doruk hatlarında lider hasreti
çeker, arayışa geçerler. Bu iki sivrilik sadece iki alan ve yerde
yaşanır: Büyük toplumsal hareket olan devrimler ile savaş meydanlarında.
Her iki harekette de insanlar olmak veya olmamak, yaşamak veya ölmek
noktasında bulunarak yaşarlar.. Her ikisi de, mücadeleyi sürükleyecek ve
sonuçlandıracak olan liderin; cesur, zeki, sezgili ve özgüveni yüksek
niteliklerle donanımlı olmasına ihtiyaç gösterir. Eğer, lider yoksa
mücadele de yoktur. Tüm gayretler sonuçsuz kalacaktır..
Güçlükler insanın ne olduğunu gösterir
ve her şeyin değeri zorluğundadır. Bir zaferin büyüklüğü bile, zaferin
çetinliği ile ölçülür. Burada yenilmesi gereken fizik değil, ruhtur.
İnsanların ruhu bükülmeden yenilgi olmaz. İnsanları mutluluk hallerinde
anlamaya çalışanlar yanılırlar. Onlar felaket anlarında tanınırlar.
Bunun mihenk taşı zorluktur. Bir ulusun bir toplumun gerçek karakteri de
ancak tarihin önemli buhranlarında meydana çıkar. İnsanların iyi
huyları boşluktan ve umutsuzluktan kararır. Lider, sel haline gelmeden
suyun önünü almasını bilir. Büyük mücadeleler de ve çatışmalarda, en zor
koşullarda her şey ruhanidir. Duygular aşırı zorlanır, en akıllı
davranış, en cesur kararı vermekle olur. Mücadele bir anlam kazanırsa,
insanlar daha çetin ve kararlı olurlar. Tehlike ancak tehlike göze
alınarak yenilir..
Çok dolu insan sıradan şeylerle
ilgilenmez. Buna karşılık boş insan sıkı taraf tutar. İnsanın dünyası
küçük olunca da her şey birbirine çarpar. Sinirleri zayıf olan insanlar
karamsar olurlar. Çevrelerinde bulunan insanların ruhunu karartırlar.
Bunlar aynı zamanda ‘‘ keşkeciler ’’dir. Her zaman, her alanda, her
konuda geç kalırlar.‘‘ Dur bakalım ne olacak? ’’ ifadesi bunların
klasiğidir. Karar verme ve tahmin yetenekleri olmadığı gibi, temelde de
korku mahkûmlarıdırlar. Bir de sürekli gecikenler vardır. Geciktikçe
daha da gecikmek için sebepler bulurlar. Kimse bahane bulmakta bu tembel
insanlar kadar yaratıcı olamaz...
Cesaret tehlikeli yaşam coşkusudur.
Korkunun belası ve düşmanıdır. Her şeyi şok eden şaşkına çeviren en
üstün güçtür. Yaşamdaki macera duygusunun körükleyicisidir. Tam özgür
olunmadan cesur olunmaz. Anadan doğma cesur insanlar toplumda azdır.
Zorbalar, mahalle kabadayıları, bunlar, belli koşulların belli sınırlar
içinde cesaretlendirilmiş insan tipleridir. Kitle ve birey lider
tarafından düşünmeye ve harekete geçirilmeye zorlanarak
cesaretlendirilir. Kendi başına düşünemeyenler, alıştıkları sözleri
tekrarlamakla yetinenler, gölgelerinden farksız olanlarda bireysellik
yoktur. Bunları sarsmak, şaşırtmak, kendine getirmek için sivri bir
kişi, bir yıkıcı gereklidir. Yani hiçbir sınır tanımayan bir kişi. İşte
lider denilen bu insandır. Eğer toplum doğal bir lider çıkaramamışsa,
burada harman yeri düz olur, böyle olunca da sap yığınları dağ gibi
görünmeye başlar; yıldırımın çarptığı insan gibi gök gürültüsünü de
duymazlar..
Hem yoksul, hem özgür olmak imkansız olan tek şeydir…
Osman PAMUKOĞLU
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder