15 Mayıs 2012 Salı

LİDER VE TOPLUM

Hem yoksul, hem özgür olmak imkansız olan tek şeydir…

Milletler, tüm medeniyetler ve büyük faaliyetler, kendi liderleriyle ve kurumlarına öncülük eden eylem adamlarıyla birlikte ya gelişir büyürler, ya da hastalanıp ölürler..Gerçek lider kaptan gibi; havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları, rüzgarları, seyrettiği suyun taban tabiatını bilen ve gemiyi bunlarla yürüten adamdır. Kaptan nasıl sadece bir gemici değilse, lider de bir idareci değildir. Lider çıkıncaya kadar gemi içindekilerle beraber, alabora olma tehlikesinin eşiğinde ilerlemeye uğraşır..
 
Her şeyin barış ve sükûnet içinde olduğu, toplumsal dengelerin yerli yerinde ve uyum içinde bulunduğu dönemlerde liderin varlığı veya yokluğu fark edilmez. Toplumsal huzur ve dengeler bozulduğunda, küçük dereler ırmağa dönüşmeye başladığında herkesin gözü lider aramaya başlar..
 
İnsanların büyük kısmı, sadece bulundukları şartların parçasıdır, toplum içinde klasik halde yaşamlarını sürdürürler. İçinde doğup büyüdüğü sistem gibi düşünür ve davranmaya başlar. Sistem lider yetiştiremez, çünkü liderler sisteme karşı çıkan ve sistemleri değiştiren kişilerdir. Sistem içinde kalarak ancak yönetici ve idareci olunur. Sistem hata yapılmamasını bekler, sistem riski sevmez. Yönetici; sistemin adamı, onun kopyasıdır, yenilikçi değildir. Kurumu sever, elindekini korur. Ufukları dardır, taklitçidir, sadece yönetir, işleri doğru yapar, statükocudur..
 
Bireyler, insanlar, halk, toplum, en uç, en tehlikeli ve doruk hatlarında lider hasreti çeker, arayışa geçerler. Bu iki sivrilik sadece iki alan ve yerde yaşanır: Büyük toplumsal hareket olan devrimler ile savaş meydanlarında. Her iki harekette de insanlar olmak veya olmamak, yaşamak veya ölmek noktasında bulunarak yaşarlar.. Her ikisi de, mücadeleyi sürükleyecek ve sonuçlandıracak olan liderin; cesur, zeki, sezgili ve özgüveni yüksek niteliklerle donanımlı olmasına ihtiyaç gösterir. Eğer, lider yoksa mücadele de yoktur. Tüm gayretler sonuçsuz kalacaktır..
 
Güçlükler insanın ne olduğunu gösterir ve her şeyin değeri zorluğundadır. Bir zaferin büyüklüğü bile, zaferin çetinliği ile ölçülür. Burada yenilmesi gereken fizik değil, ruhtur. İnsanların ruhu bükülmeden yenilgi olmaz. İnsanları mutluluk hallerinde anlamaya çalışanlar yanılırlar. Onlar felaket anlarında tanınırlar. Bunun mihenk taşı zorluktur. Bir ulusun bir toplumun gerçek karakteri de ancak tarihin önemli buhranlarında meydana çıkar. İnsanların iyi huyları boşluktan ve umutsuzluktan kararır. Lider, sel haline gelmeden suyun önünü almasını bilir. Büyük mücadeleler de ve çatışmalarda, en zor koşullarda her şey ruhanidir. Duygular aşırı zorlanır, en akıllı davranış, en cesur kararı vermekle olur. Mücadele bir anlam kazanırsa, insanlar daha çetin ve kararlı olurlar. Tehlike ancak tehlike göze alınarak yenilir..
 
Çok dolu insan sıradan şeylerle ilgilenmez. Buna karşılık boş insan sıkı taraf tutar. İnsanın dünyası küçük olunca da her şey birbirine çarpar. Sinirleri zayıf olan insanlar karamsar olurlar. Çevrelerinde bulunan insanların ruhunu karartırlar. Bunlar aynı zamanda    ‘‘ keşkeciler ’’dir. Her zaman, her alanda, her konuda geç kalırlar.‘‘ Dur bakalım ne olacak? ’’ ifadesi bunların klasiğidir. Karar verme ve tahmin yetenekleri olmadığı gibi, temelde de korku mahkûmlarıdırlar. Bir de sürekli gecikenler vardır. Geciktikçe daha da gecikmek için sebepler bulurlar. Kimse bahane bulmakta bu tembel insanlar kadar yaratıcı olamaz...
 
Cesaret tehlikeli yaşam coşkusudur. Korkunun belası ve düşmanıdır. Her şeyi şok eden şaşkına çeviren en üstün güçtür. Yaşamdaki macera duygusunun körükleyicisidir. Tam özgür olunmadan cesur olunmaz. Anadan doğma cesur insanlar toplumda azdır. Zorbalar, mahalle kabadayıları, bunlar, belli koşulların belli sınırlar içinde cesaretlendirilmiş insan tipleridir. Kitle ve birey lider tarafından düşünmeye ve harekete geçirilmeye zorlanarak cesaretlendirilir. Kendi başına düşünemeyenler, alıştıkları sözleri tekrarlamakla yetinenler, gölgelerinden farksız olanlarda bireysellik yoktur. Bunları sarsmak, şaşırtmak, kendine getirmek için sivri bir kişi, bir yıkıcı gereklidir. Yani hiçbir sınır tanımayan bir kişi. İşte lider denilen bu insandır. Eğer toplum doğal bir lider çıkaramamışsa, burada harman yeri düz olur, böyle olunca da sap yığınları dağ gibi görünmeye başlar; yıldırımın çarptığı insan gibi gök gürültüsünü de duymazlar..
 
Hem yoksul, hem özgür olmak imkansız olan tek şeydir…

Osman PAMUKOĞLU
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder