5 Mayıs 2012 Cumartesi

BAŞBUĞ: "SUSMADIĞIM İÇİN BURADAYIM"

Başbuğ mektubunda ‘Adalet zaman zaman yanıltılsa da hiçbir zaman aldatılamaz’ dedi
İnternet Andıcı davasında tutuklu yargılanan Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, sivil ve asker, başta yetki ve sorumluluk taşıyanlar olmak üzere vicdan sahibi herkesin, yaşanan haksızlıklar karşısında derin bir sessizliğe bürünmesinin nedenini anlayabilmenin çok güç olduğunu ifade ederek “Olay benim şahsi sorunum değildir. Karşı karşıya bırakıldığım durum, uzun süredir, ülkemde hukuk vasıta kılınarak yaşanan acı olaylara yalnızca kötü bir örnektir. Danıştay davasından dolayı haklarında hüküm verilenlerle ve Cumhuriyet gazetesini bombalayanlarla aynı potaya konularak itibarımız ve onurumuz zedeleniyor” dedi. Başbuğ “Adalet zaman zaman yanıltılsa da hiçbir zaman aldatılamaz” diye konuştu.

Başbuğ, Cumhuriyet gazetesine dava süresince yaşadıklarını anlatan 6 sayfalık mektup gönderdi. Başbuğ, “Benim ve benim gibilerin yaşadıkları haksızlıklar Türkiye’ye ne kazandırdı? Bu yaşananlar, Türk demokrasisinin gelişimine katkı mı sağladı? Türkiye’nin iç ve dış itibarının artmasına mı neden oldu? Adalete duyulan güven mi arttı” diye sordu.

Araştırmalara göre toplumun yüzde 67.6’sının yargıya güvenmediğine dikkat çekerek, Avrupa Parlamentosu’nun Hollandalı üyesi Marietje Schaake’nin, “NATO’nun ikinci büyük ordusu teröristler tarafından yönetilebilir mi?” diye sorduğunu belirtti. Mehmet Tezkan’ın, hakkındaki iddianameyi hukuk açısından sorunlu bulurken, Ergun Babahan’ın da Başbuğ’un “terör örgütü liderliği” ile suçlanmasına karşı çıktığını dile getirdi. Nazlı Ilıcak’ın ise “İnternet Andıcı diye yargıya intikal eden belge, 4 sitenin kurulmasına ilişkin. O 4 site de faaliyete geçmedi. Bu durumda Başbuğ; neden suçlanıyorum diye sorabilir” diye yazdığını anımsattı.

‘CİDDİYETTEN UZAK İDDİANAME’

Mahkemenin, hakkında beklenmedik bir anda “İnternet Andıcı” soruşturmasına dayandırılarak suç duyurusunda bulunduğuna değinen Başbuğ, savcılığın, maddi gerçekleri araştırmaya gerek duymadan, varsayımlar üzerinden, önyargı ile ciddiyetten uzak bir iddianame hazırladığını kaydetti.

Emile Zola’nın Dreyfus için hazırlanan iddianameyi okuyunca, “Bu iddialar ve suçlamalar yersizdir. Böyle bir iddianameyle bir kişinin suçlanmaya çalışılması, sadece yetersizliğin komedisidir” dediğine dikkat çekti.

Mehmet Ali Birand’ın da “İddianameyi sağdan okudum olmadı. Soldan okudum olmadı. Varsayımlar dışında somut bir yere varamadım” diye yazdığını belirtti.

Başbuğ, iddianamede, “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak”la suçlandığını anımsattı.

Taha Akyol’un, bir yazısında, “Başbuğ’un yalnızca şahsen değil, Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde, kurumsal olarak da hükümete karşı askeri nitelikte cebir ve şiddet tavrı olmamıştır. Bir kimseye, terör örgütü yöneticisi diyebilmek için, o kimsenin, bizzat şiddet yapmasa da, şiddetle yoğun ilişkisinin olması şarttır. Başbuğ hakkında bu yönde bir iddia bile yoktur. Ceza hukukunda yorum yoluyla suç tanımı genişletilemez” yorumunu yaptığını ifade etti.

MAHKEMEDE SUSTUM ÇÜNKÜ...

Böylesine mesnetsiz bir suçlama karşısında, mahkemede savunma yapmak, işgal etmiş olduğum makama ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan haksızlıkları kabul etmiş olacaktı. Bu nedenle mahkemede susma hakkımı kullanmaya karar verdim” diyen Başbuğ, ilk duruşmada kendisine mahkemece yöneltilen ilk sorunun, Ağlama Duvarı’nda çekilen bir resimle ilgili olduğunu ifade etti. Hâlâ bu sorunun yargılama konusu iddialarla olabilecek irtibatını anlamadığını belirterek, “Hükümete karşı kara propaganda yapmakla suçlanan şahsıma acaba bir karşı propaganda mı yapılmak isteniyor” diye sordu.

Kaynak: http://askerhaber.com/haber/6762/basbug-susmadigim-icin-buradayim.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder